Bu site Kubilay Gündüz’e ait; tanıtım, paylaşım ve görsel kişisel web sitesidir.
Kişisel içerikler telif haklarınca korunmakta olup izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanımı yasaktır.

 

  +49 174 2195297
  bilgi@kubilaygunduz.com
  kubilaygunduz@outlook.com
   Frankfurt / Almanya

a

Öfkeyi Yenmek

Kunter Kurt

Öfkeyi Yenmek

Kunter KurtNeden öfkeleniriz?

İnsanları öfkelendiren sebepler engellenme, önemsenmeme, aşağılanma, keyfi bir tutumla karşılaşma ve saldırıya uğramaktır.

İnsan”haz” yaşamaya dönük bir canlıdır. Bebek hayata tünüyle haz duygusunu yaşamaya yönelik başlar. İnsanın haz duygusunun önüne çıkan düzenlemelerin başında eğitim ve terbiye gelir. Haz dünyasını engelleyecek her durum, olay veya kişi, insandaki öfke duygusunun en başta gelen sebebidir.

İnsanın neden öfkelendiği esas olarak aynı sebebe dayansa bile, her dönemin kendine özgü engellenmeleri vardır.

Çocukluk döneminde eğitim, terbiye ve çocuğun isteklerinin karşısına dikilen yasaklar, onu öfkeye sürükler.

Ergenlik döneminde genç, iki temel istek arasında sıkışır. Bir taraftan ailesinden kopmak, bağımsız olmak isterken, diğer taraftan güvensizlik ve yetişkinlerin desteğine duyulan ihtiyaç, çatışma ve öfkeye sebep olur.

Yetişkinlikte rekabet şartları, sorumlulukların getirdiği zorunluluklar insanı engeller ve öfke doğurur. Bu arada reddedilme duygusu, ister toplum tarafından olsun, ister aile veya

arkadaşlar tarafından olsun, insanda şiddetli bir öfke doğmasına sebep olur.

Orta yaştan ileri yaşa geçenlerde gelecekle ilgili güvensizlik ve bunun getirdiği belirsizlik, yaşın getirdiği sınırlamalar engellenme duygusuna ve öfkeye yol açar.

Bütün bu söylediklerimizden anlaşılacağı gibi, insan için bu saf anlamıyla özgürlük, isteklerinin mutlak olarak karşılanması ve haz duygusunun yaşanmasıysa, yaşadığımız çağ,”özgürlük” görünüşü arkasında kesin sınırlar ve çerçeveler getirmektedir.

Bu da insanın haz duygusunu dilediğince yaşamasını engellemektedir.

SAĞLIKLI ÖFKENİN ORTAYA ÇIKIŞ BİÇİMİ

Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki, öfke normal ve sağlıklı bir duygudur. Öfkesi veya kızgınlığından ötürü insanın kendisini suçlu hissetmesi doğru değildir. Sağlıksız olan, öfkenin saldırganlığa dönüşmesidir.

Engellenmeler bir enerji doğurur. Bu enerji yapıcı da kullanılabilir, yıkıcı da. Sağlıklı bir biçimde dışlaştırılmış öfke amaca yöneliktir, çoğunlukla toplumsal olarak kabul edilebilir bir biçimdedir ve çok kere uzun vadede kişiye yarar getirmesi mümkündür.

Öfkenin sağlıksız olarak dışlaştırılması ise saldırganlık ve şiddet biçimindedir ve en büyük zararı kişinin kendisine verir. Öfke ne kadar açık ve doğrudan ortaya konursa, o kadar çocukça olduğu düşünülür. Çünkü çocuklar öfkelerini açık ve doğrudan ifade ederler.

Bu sebeple öfkelerini yenemeyen, onları kontrol edemeyen ve olduğu gibi ortaya koyan kimselerin duygusal açıdan olgunlaşmadıkları kabul edilir. Öfkeyi en yaygın dışlaştırma yollarından biri ağlamaktır.

Ruh sağlığı uzmanlarının birçoğu, ağlamanın iyi bir rahatlama ve boşalma yolu olduğu inancındadır. Genel olarak erkeklerin ağlaması zayıflık kabul edildiği için, bu açıdan bakıldığında kadınların erkeklere kıyasla daha şanslı oldukları düşünülebilir.

Açık ve doğrudan ifade edilen öfkenin esas olarak iki sebebi vardır. Birincisi, birey öylesine doludur ki, herhangi bir olay bardağı taşıran son damla olur (bu durumu kişinin öfkesine sebep olan olayla, verdiği tepkinin orantılı olmayışından anlayabiliriz). Küçük bir olayın sebep olduğu büyük öfke patlamaları bu konuda kolayca verilebilecek örnektir. Bu tür tepkiler, çok kere hayatında büyük doyumsuzluklar olan kimseler tarafından verilir. Hayatında birçok doyumsuzluk olan insanlar, engellenmelerden ötürü öfke ile yüklüdürler. Bu sebeple küçük bir kışkırtma büyük bir patlamaya sebep olabilir.

Açık ve doğrudan ifade edilen öfkenin ikinci sebebi, duygusal gelişmemişliktir. Duygusal açıdan olgunlaşmamış kimseler istediklerini seslerini yükselterek, saldırganlık göstererek almaya alışırlarsa, bu onlarda bir alışkanlık haline gelir ve tün hayatları boyunca bu davranışı göstermeye devam edebilirler. Hiç şüphesiz bu durumun kökleri çocukluktadır. Çocuk ilk tecrübelerinde öfkesini saldırganlığa dönüştürerek istediğini elde ederse, bu onun için ödül olur ve benzer durumda benzer biçimde davranır. Böylece tipik bir şartlanma doğar.

YAPICI ÖFKE

Öfkenin normal ve sağlıklı bir duygu olduğunu söylemiştik. Yapıcı olarak kullanıldığında öfke zihinsel ve bedensel güç verir.

Öfkeden yapıcı olarak yararlanmak için üç şart gerekir.

Birincisi, öfkenin esiri olmamaktır.

Buna öfkeyi kontrol etmek de diyebiliriz. Öfkenin kontrol edilemediği durumlarda, kişi başlangıçta gitmeyi düşünmediği kadar ileri gidebilir. Böyle bir durumda kontrol kişinin elinden çıkmış, bir yönüyle ortaya çıkan durumun akışına kalmış ve bir yönüyle de karşı tarafın eline geçmiş demektir.

İkinci şart, kişinin öfkesini bastırmaya planlanmış olmamasıdır.

Kişi öfkesini kabul etmez, bunu normal yollardan dışlaştırmaktan kaçınırsa, bu durumun doğurduğu tepkinin sonucu, sağlıksız bir öfke patlaması olarak ortaya çıkabilir.

Öfkeden yapıcı olarak yararlanmanın üçüncü şartı, toplumun, öfkenin dürüst ve doğrudan ortaya konuşunu kabul edebilir bir yaklaşıma sahip olmasıdır. Bazı toplumlar, özellikle Doğu toplumları, bazı gruplar arasında öfkenin ortaya konmasını hoş karşılamazlar. Örneğin küçüklerin büyüklere, kadınların erkeklere, sosyal olarak alt düzeydekilerin üst düzeydekilere hangi yolla olursa olsun öfkelerini ortaya koymaları doğru olarak kabul edilmez.

Hiçbir zaman unutmamak gerekir ki, bastırılmış ve kabul edilmeyen öfke, dolaylı ve zararlı yollardan ortaya çıkar. Bu sebeple öfkenin işaretlerini tanımak çok önemlidir.

Gerek seminerlerimde, gerek danışmanlık merkezimizde çok karşılaştığımız sorulardan biri de şudur.”Evet, tamam öfkeliyim, peki ne yapayım? Adamın gözüne bir tane patlatayım mı? Yoksa neden öfkeleniyorum, öfkelenmemem lazım diyerek, sıkıntımı daha da mı büyüteyim?”

Hiç şüphesiz öfke gibi birden çok kişinin içinde bulunduğu ve insanın kişiliğinin bütününü ilgilendiren çok karmaşık bir konuda verilecek basit ve kesin formüller yoktur.

ÖFKEYLE BAŞA ÇIKMA YOLLARI

Aşağıda dört basamaklı yaklaşım, öfkenizle nasıl makul biçimde başa çıkabileceğiniz konusunda size ışık tutacaktır.

Öfkenizi kabul edin

Öfkeyle başa çıkmanın ilk şartı öfkeli olduğunuzu kabul etmek ve bunu kendi kendinize itiraf etmektir. Kabul edilmeyen ve itiraf edilmeyen öfkenin, dolaylı yollardan ortaya çıkacağını ve daha tehlikeli olacağını söylemiştik.

Çok kere insanlar öfkeli olduklarını kabul etmeye, gerçek duygularını ortaya koymaya yanaşmazlar. Çünkü kişi öfkeli olduğunu kabul etmezse esas önemli olanı,”öfkesinin gerçek sebebini” bulması mümkün olmayacaktır.

Böyle bir durumda insan çevresindekileri şaşırtan, hayal kırıklığı yaratan tepkiler verecek ve kişinin davranışlarını anlamak mümkün olmayacaktır.

2. Öfkenin kaynağını bulun

Eğer öfkeli olduğunuzu kabul edip, kendinize itiraf ettiyseniz en önemli adımı attınız demektir. İkinci adım öfkenin nereden geldiğini bulmaktır.

Bazı durumlarda bu çok açık olabilir, bazen de çok belirsiz ve karışık. Eğer birisi nasırınıza basmışsa, öfkenizin sebebini uzun boylu düşünmenize gerek yoktur.

Eğer küçük bebek evde çok önem verilen bir vazoyu kırmışsa, öfke daha az makul gözükse bile haklıdır ve kaynağı açıktır.

Ancak bazen öfkenin sebebi çok güçlü veya bize zarar verebilecek kimseler olabilir. Böyle durumlarda öfkemizi o kişiye yöneltmemiz pek kolay olmaz ve suçlayıp, öfkemizi yönelteceğimiz bir başka kaynak aramaya başlarız.

Bu duruma psikolojide”yer değiştirme” (displacement) denir. Söylemeye gerek yok, çok kere bu işlemi farkına varmadan yaparız.

Amirine kızıp, hıncını memurundan alan; patronuna kızıp, hırsını evdekilerden çıkaranlar karikatür ve fıkralara bol bol malzeme olmuşlardır. Gülünç gelse bile amirinden azar işitip, işini kaybetme kaygısını duyan kişi, evde çorbanın neden yeterince sıcak olmadığına veya terliklerinin neden koyduğu yerde durmadığına ciddi ciddi öfkelenecektir.

“Yer değiştirme”nin bir başka yaygın sebebi kişinin kendi egosunu savunmasıdır.

Şehirlerarası yolda yanlış yola sapan kişi, dikkatini dağıttığı ve yanlış yapmasına sebep olduğu için eşine kızabilir. Cam kapıyı fark etmeyip çarpan ve sonra da dönüp kapıyı tekmeleyen veya kapıyı”oraya öyle” koyanlara kızan kişinin davranışındaki tersliğe hepimiz güleriz de; yine de hepimiz”kendimizi kurtarmak” için sık sık mazeretler üretip savunucu olmaktan kendimizi alıkoyamayız.

Bazı durumlarda suçluluk duygusu, öfkenin kaynağını bulmayı zorlaştırabilir.

Anneye ve babaya kızılamayacağı varsayımı, çok kere haklı olabilecek öfkeleri doğru kişilere yönlendirmeye engel olabilir. Bazen de iyi niyet, öfkenin kaynağına yaklaşmayı engeller.

Bütün iyi niyetiyle, hiçbir kişisel çıkarı olmaksızın size daha kazançlı bir banker tavsiye eden dostunuza, paranız battıktan sonra kızmamanız kolay olmayacaktır. O, iyi niyetle hareket etmiştir. Ama hiç niyetiniz yokken de, paranızı o bankere yatırtıp batmanıza sebep olmuştur.

Evet, öfkeyle sağlıklı şekilde başa çıkmanın ikinci adımı, gerçek kaynağın bulunmasıdır.

 


3.
Neden öfkeli olduğunuzu anlayın

Öfkeli olduğunuzu kabul edip kaynağını da bulduktan sonra, gerçekte sizi öfkelendirenin ne olduğunu anlamaya çalışın. Daha önce de söylediğimiz gibi birisi ayağınıza basarsa, bu konuda fazla düşünmenize gerek olmayacaktır. Sokakta top oynayan çocukların yanından geçerken başınıza hızla bir top gelmesi ve canınızın yanması sizi öfkelendirecektir. Bunu atanın dilediği özür, ortada kasıtlı bir durumun bulunmadığına inanmanız, canınızın yanmasını ve öfkenizi ancak bir ölçüde hafifletecektir. Eğer duygusal, bedensel, ekonomik olarak zarar görmüşseniz, sizi bu zarara uğratanın niyeti ne olursa olsun, öfkelenirsiniz.

Öfke, buzdağının suyun üzerinde kalan bölümü gibidir. Dışlaşan öfkedir, ancak gerçek sebebi bulmak isteyen, de-

rinlere inmek zorundadır. Bu da kolay değildir. Ne kişinin

kendisi için, ne de bu öfkeye muhatap olanlar için.

OLAYA verdiğiniz tepkiye sebep olan“GERÇEK DÜŞÜNCE”nizi yakalayabilirseniz, kendi buzdağınızın derinliklerine inmek için önemli bir adım atmış olursunuz. Böyle bir girişim içinde olmak bundan önceki adımı atmanızı da kolaylaştıracaktır.

Ancak öfke kaynağının çok açık gözüktüğü birçok durumda bile, öfkenin gerçek sebebini bulmak bazen kolay olmaz. Garsonun önüne tabağı biraz sertçe koyması kişide çocukluğundan kaynaklanan problemleri (öfkeleri) tetikleyebilir.

Bazı insanların polise duydukları kızgınlığın arkasında, çocukluklarından başlayarak otoriteye karşı biriktirdikleri öfke saklıdır.

İnsanın öfkesinin sebebini anlamasındaki en önemli nokta, öfkenin gerçekçi bir temele dayanıp dayanmadığıdır. Eğer patronunuz size 2.000 TL aylık veriyorsa ve asgari ücret 2.500 TL ise

öfkeniz yerindedir. Ancak patronunuza, sizin için önemli özel problemlerinizle ilgilenmediği için kızıyorsanız, öfkeniz gerçekçi değildir.

Kişisel olmayan bir durumu kişisel olarak değerlendirmek öfkeye sebep olur.

Trafikte birisi yolumuzu kestiği zaman, ona öfkeleniriz. Bunun sebebi çok kere böyle bir durumda yapılan hareketi kendimize yönelik olarak kabul etmemizdir. Oysa hareket bize değil, herhangi birine yapılmıştır. Bu dikkatsiz harekete kızmakta haklı olabiliriz, ancak olayı doğrudan şahsımıza yönelik kabul etmek öfkemizi ve tepkimizi artırır.

Böyle bir durumda uygun ve gerçekçi düşünce,”Bu adam böyle aptalca bir şeyi nasıl yapıyor?” olmalıdır. Ancak eğer”Bu adam böyle aptalca bir şeyi bana nasıl yapıyor?” dersek, gerçekçi olmayan bir yaklaşımda bulunmuş oluruz.

Üçüncü adımın temeli, öfkemizin gerçek sebebini bulmak ve bu sebebin gerçekçi olup olmadığını anlamaya çalışmaktır.

Gizli duygular, istekler ve beklentiler gibi gerçekçi olmayan sebeplere dayanan öfkeyi hem kabul etmek, hem de bu tür bir öfkeyle başa çıkmak çok güçtür.

4. Öfkeyle gerçekçi bir biçimde mücadele edin

Daha önceki üç adımı izlediği için, dördüncü adım en kolay olanıdır.

Eğer öfkeli olduğunuzu kabul ettiyseniz, öfkenizin kaynağını biliyorsanız ve sebebinin gerçekçi bir temele dayandığına karar verdiyseniz, o zaman öfkenizle gerçekçi bir biçimde cadele etmeniz zor olmayacaktır.

Bir kuyrukta beklerken biri önünüze geçerse, makul olan bu kimseye sıranın sonuna gitmesi gerektiğini hatırlatmaktır.

Bu tavır, ne susup içinizde kabaran öfkeyi dizginlemeye çalışmak, ne de kavga etmeye hazır olmaktır.

Öfkenin doğrudan ortaya konması (ifade edilmesi), her zaman en doğru yol olmayabilir. Örneğin, öfkenizin”size az para verdiği için” patronunuza yönelik olduğunu bulursanız, yapılacak olan, eve gidip bundan karınıza şikâyetçi olmak değildir.

Yapılacak olan belki patronla bu konuda karşılıklı anlaşma zemini oluşturacak yaklaşımlarda bulunmaktır. Bu girişim olumlu sonuç vermez veya mümkün olmazsa, bu enerjinin mutlaka boşaltılması gerekir.

Öfkenin doğurduğu enerji ortaya çıkmışsa, ilişkileri sağlıklı bir zeminde sürdürmek çok zordur. Bu durumda yapılabilecek olanlardan biri, eğer mümkünse işi değiştirmek olabilir.

Ancak öfkenin sebebi gerçekçi değilse, böyle bir durumla mücadele etmek çok daha güçtür. Ahmet, eşine kızgınlık duyuyorsa ve bunun altında yatan temel sebep, annesinden görmeye alıştığı davranışı eşinden görmemekse; durumu çözmek çok kere kolay olmaz. Ahmet’in yapması gereken, eşinin annesi olmadığını kabul etmek ve bunu içine sindirmektir.

Ancak bu söylendiği kadar basit değildir ve çoğunlukla bir ruh sağlığı uzmanının yardımını gerektirir. Ayrıca böyle bir ilişki içinde Ahmet’in eşi Ayşe’nin de şikâyetleri olması kaçınılmazdır.

Büyük bir ihtimalle Ayşe’nin de bilerek veya bilmeyerek, açık veya kapalı birçok davranışı, hem var olan problemleri büyütmekte, hem de yeni problemlerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.

Çözülmesi gereken herhangi bir problemle karşılaştıktan bir süre sonra eşler somut durumlara ve olaylara değil; tartışmaya sebep olan olaya, birbirlerine biriktirdikleri kızgınlıkla

yaklaşıp tepkide bulunmaya başlarlar ve iletişim zaman içinde bütünüyle kopar.

Görüldüğü gibi böyle bir durumda problemin kaynağını teşhis etmek gittikçe zorlaşmaktadır. Yapılması gereken, en başta eşler arasında sağlıklı bir iletişim zemini oluşturmaktır ve bu da ancak bir uzmanın yardımıyla mümkündür.

Aynı şekilde bütün gün ev işlerinden ve çocuklardan bunalan Elif, öfkesini akşam işinden yorgun argın gelen eşinden çıkarmak isteyebilir.

Elif, daha genç kızlığından başlayarak kendini, okuyan ve erkekle eşit bir kadın olmaya şartlamıştır. Gerçekten de üniversiteyi bitirmiş ve sınıf arkadaşı Oktay’la da evlenmiştir.

Birkaç yıl çalıştıktan sonra işten ayrılmış ve iki çocuğunu büyütmeye başlamıştır. Elif kendisine baktığında, annesinden farklı olmadığını görmekte ve bu durum da onun hayal kırıklığı ve öfke duymasına sebep olmaktadır. Çeşitli durumlarda eşine karşı saldırgan davranan Elif, cinsel bakımdan da isteksizlik duymakta ve Oktay’a soğuk davranmaktadır. Oktay, olan bitenlere fazla anlam verememekte, başlangıçta düzeltmek için gayret sarf ettiği Elif’le ilişkisinin ucunu bırakmış görünmektedir. Elif’in pireyi deve etmesinden, her durumu bir tartışma konusu haline getirmesinden ve bir türlü memnun olmayışından bıkmıştır.

Bu olayda Elif’in öfkesinin gerçek sebebinin, kendini başlangıçta sınırları iyi belirlenmemiş bir hayata hazırlamış olmasından kaynaklanmakta olduğunu bulmak, bir ruh sağlığı uzmanı için bile zahmetli bir iştir.

Başka insanların öfkeleriyle uğraşmak, öfke konusunun bir başka güç cephesidir. Ahmet’in, eşi Ayşe’ye öfkeyle davranması, Ayşe’de de öfke doğuracak ve o da kızgın bir tepki

verecektir. Böyle bir tepki Ahmet’in öfkesini artıracak ve iki kişi arasındaki gerginlik tırmanacaktır.

İnsan hayatında bu durumlar ender rastlanan durumlar değildir. Bu tür problemlerin çözülmesinde temel ilke, karşılıklı ve sağlıklı iletişimdir. Kişiler sükûnetlerini muhafaza edip, o sırada tartışma konusu olan problemi konuşmaya yönelmedikçe anlaşma sağlanamaz.

Öfkenin açıkça ifade edilmesi, çok kere problemin çözümünü güçleştirir. Öfkenin saklanması da karşı taraf için aynı ölçüde kışkırtıcı olabilir.

Eğer Ahmet Ayşe’ye kırgınlığını açıkça ortaya koyarsa, Ayşe’den gelen tavır, ister konuyu ve karşısındakini küçümser, ister alaycı, ister cevap vermemek gibi pasif bir tavır olsun, Ahmet’in öfkesinin artmaması mümkün değildir. Çünkü bu tavırların hepsi öfkenin ifade edilme biçimidir ve karşıdaki kişi de bunun farkındadır.

Son olarak öfke konusunda hatırlanması gereken iki önemli kurala değinelim:

Birincisi, karşınızdaki insan ne kadar kışkırtıcı olursa olsun sükûnetinizi kaybetmeyin. Ne kadar haklı gibi gözükürse gözüksün, (kendinizi savunma zorunluluğu hariç) şiddete başvurmayın.

İkinci kural, eğer bir saldırı veya silahlı tehdit karşısındaysanız, sükûnetinizi kaybetmeyin, sizden isteneni verin ve o kişiyi kızdırmaktan kaçının. Çünkü tehdit eden kişi (birçok sebepten ötürü) heyecanla ve düşmanca duygularla saldırganlığını artırmaya fazlasıyla hazır olabilir.

Post a Comment