Bu site Kubilay Gündüz’e ait; tanıtım, paylaşım ve görsel kişisel web sitesidir.
Kişisel içerikler telif haklarınca korunmakta olup izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanımı yasaktır.

 

  +49 174 2195297
  bilgi@kubilaygunduz.com
  kubilaygunduz@outlook.com
   Frankfurt / Almanya

a

Gerçekler ve Filmler

Prof. Dr. Dilek Özcengiz

Gerçekler ve Filmler

Ön Söz

Aydın (!) kimliğine sahip insanların her alanda çok özenli olması gerekiyor. Özellikle bilginin paylaşımında ayrıca özenli davranmaları gerekli.

Üstünde çalıştığım, okumalar yaptığım bir konuda hukuk, tıp ve tıp etiği bakımından nasıl olup da aynı hatanın tekrarlanıp durduğunu anlayamadım.

Sorun şu ki; az bilen insanlar hiç bilmeyenlerden daha zararlı. Bunlar az bilgilerine öyle bir güveniyorlar ki…
Diğer sorun da hiç sorgulamadan bazı yazarların yazılarından sorgulamasız yapılan alıntılamalardır; yanlış durmadan devam ediyor böylece.

Ülkemizin daha iyi bir yer olmasını istiyorsak hepimiz üstümüze düşeni yapmalıyız. Bazılarımıza düşen sorumluluk, kitlelere ulaşabilme ve otorite olma özelliklerinden dolayı daha fazla olabilir.

Afrika’nın yoksulluğu ve topraklarının çoraklığı bazı istisnaları olmakla birlikte herkesçe bilinir. Amerika kıtasının da zenginliğini de biliriz. Afrika’dan rüzgarlarla taşınan topraklar Amerika kıtasındaki toprakların verimlilik sebeplerindendir. Hepimizin bu dünya üstünde olup biten her şeyde az veya çok sorumluluğumuz var. Benim bu dünyada yapmaya çalıştığım şey, sorumluluk payımı azaltmaya yöneliktir. Yapıp yapamadığımı bilmiyorum ama çabam var…

Gerçekler ve filmler

Televizyonda bir dizi film izliyorum, filmde esas kız suda boğuluyor. Bir süre görünmüyor, hayaleti beyaz uçuşan bir elbise içinde suda yüzüyor! Esas kız boğulur da esas oğlan durur mu? O da suya atlıyor, sevdiği kızı derin ve karanlık sulardan insanüstü bir yetenek ile çıkarıyor! Ve bir hayat öpücüğü ile kız hayata dönüyor ve…. Bu öyle yıllarca haksız yere dalga geçtiğimiz “Dünyayı Kurtaran Adam” filminden de değil, anlı şanlı bir Amerikan filminden sahne. Aslında bu tür sahneler bir iki filmle ve Amerika veya Türkiye ile de sınırlı değil. Anlayacağınız, ister Hollywood ister Bollywood filmleri olsun arrest olanlar diriliveriyor. Üstelik dirilmekle kalmıyor, hemen kalkıp yürüyor hatta koşuyor! İnsanlar bu filmleri izliyorlar ve büyük oranlarda gerçek hayatta da böyle olacağını düşünüyorlarmış.

 

Dizilerde arrestlerin dönme şansı %95’lere varır iken, insanların beklentileri de %75’lere ulaşıyormuş. Farklı çalışmalar yapılsa ve dünya çapında sorgulansa, bu oranların aşağı yukarı böyle çıkma olasılığı oldukça yüksek. Pekâlâ, gerçek hayata dönelim mi? Avrupa Resüsitasyon Konsey (ERC)’i son fikirbirliği raporlarını 2015’te yayımladı, ben de oradaki verileri kullanacağım. Avrupa’da her yıl bin kişide yarım ve bir oranında (0,5-1/1.000) kardiyak arrest olgusu meydana geliyor. Bunlardan da %7,6’sı taburcu edilebiliyor. Taburcu olanların hangi durumda olduklarını elimdeki verilerden çıkaramadım. Eğer arreste tanık olursanız ve hastane ortamında iseniz muhtemelen prognoz daha iyidir. Aksi takdirde genellikle ağır nörolojik hasarla bu vakaları evlerine gönderdiğimiz doğrudur.

Yukarıda verdiğim rakamlara bakacak olursak, yakını arrest olan insanlarda beklenti çok yüksek. O kadar ki neredeyse filmlerdeki gibi. Hele de hastaneye geldi ve acil serviste müdahale ediliyorsa bu beklenti çok daha artıyor ve kabullenmek güçleşiyormuş. Bu uzun girizgâhtan sonra, yazıya kafamda beliren en az beş sorundan hangisi ile devam etsem diye düşündüm. Bizim toplumumuzda günlük uğraşlar içinde televizyon seyretmek 6 saat, internette gezinti ve mesajlaşma 3 saat, okumak ise 1 dakikalık sürelerle yapılıyor. Bu kadar uzun televizyon ve dizi izleyen topluma “Sağlık okuryazarlığı” öğretmek elzem görünüyor. Bazı müdahale sahneleri zaten insanı dehşete düşürüyor. Sağlık gibi önemli bir konuda en azından bizim yerli film ve dizilerde işin uzmanlarından görüş alınması doğru ve sağlıklı olur kanısındayım. Medyanın etkin ve doğru şekilde kullanımı ile halkın bilinçlenmesine katkı sağlanabilir.

Yine ilkyardım ve arrestle ilgili acayip bilgi yanlışları var. Çok örnek var, aslında bir ikisini vermek isterim. Öğrenci sordu, akşam da gruplarından birinden bir meslektaşım aynı soruyu, aynı yanlışla sordu. Birbiri ile ilgisi olmayan iki ayrı insan aynı soruyu soruyorsa ciddi bir sorun var anlamına gelir. Arkadaşlarımın sorusu şu; sertifikası olmayan hekim ve sağlık personeli resüsitasyon ve ilkyardım yapar mı? Yaparsa bu suç olur mu? Sağlık Bakanlığı Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü de bu sorundan haberdar olmuş ve bir yazı yollamış, 1.2.2017 tarihinde ilgili yerlere. Ama sorun hâlâ devam ediyor. Hekimin hastaya müdahalesinin hukuki olabilmesi sadece üç şarta dayanır; hekimin diploması, hastanın bilgilendirilmiş rızası ve endikasyondur. Acil durumda, hastanın üstün çıkarı yaşamın korunmasıdır. Bilinci kapalı hastada rıza da gerekmez ve hekim hastaya ilkyardımı yapar! Tıp eğitimi en önemli yetkinliktir.

Bir diğer konuya girip girmemek hakkında kararsız kaldım. Kardiyopulmoner arrestin endikasyonları nelerdir ve herkese uygulanmalı mı sorusu da ülke genelinde yanıt bekleyen ve benim gibi kritik hastalarla uğraşan hekimler için mutlaka yanıtlanması gereken bir sorudur. Bu nedameli konuda soruyu ortaya bırakayım, herkes bir düşünmeye başlasın.

Diğer konu ise öğretim üyesi olmak ve öğretmek sanıldığından da ciddi ve önemli bir konudur. Bir yanlış ifade karşınızdakiler tarafından öyle bir içselleştirilir ki düzeltmek için çok fazla çaba harcamak gerekir. İnsan hayatı önemlidir. Hekim olarak yemin ettik. Bizim doğru endikasyonla, güncel tıp bilgilerine uygun şekilde tıp etiği çerçevesinde yaptığımız her şey doğrudur. Buna hukuk ne diyebilir ki veya der ki? O konudaki korkuların zemininde de bilgi eksikliği olduğu gerçeğini unutmamak gerekli. Eminim bu konularda yazacak çok şey vardır.

Tıp fakültelerinde verilecek sağlık hukuku temel bilgileri akıllardaki birçok soruyu bertaraf edecek, hekimleri gereksiz defansif tıp tuzağından koruyacaktır. Yeni eğitim yılının başarılı ve verimli geçmesini diler, saygılar sunarım.

 

BANA HİCRÂNI BIRAK

Mef’ûlü/mefâ’îlü/mefâ’îlü/feûl

— — . / . — — .  / .— — .  / . 

Bağlarda bozum başladı, yaz şimdi uzak,
Mevsimlere saklandı zaman adlı tuzak.
Güz vakti bu ömrün ne ağıt var ne keder,
Mahzûn diye kalbim bana hicrânı bırak.

 

Dâi Dilek

Post a Comment