Bu site Kubilay Gündüz’e ait; tanıtım, paylaşım ve görsel kişisel web sitesidir.
Kişisel içerikler telif haklarınca korunmakta olup izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanımı yasaktır.

 

  +49 174 2195297
  bilgi@kubilaygunduz.com
  kubilaygunduz@outlook.com
   Frankfurt / Almanya

a

Bedenlerimiz Bize Ne Söyler?

Hakan Çıtanak

Bedenlerimiz Bize Ne Söyler?

Yaşam söylenenler ve onları ne düzeyde ve şekilde algıladığımız ile alakalı bir yolculuktur belki de!

Ana söylem gibi gözükse de elbette bir anda çok girdili karmaşık bir yaşam çizgimiz olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Böylesi karmaşık ve çok girdili bir ortamda bedenlerimiz de kendi tepki mekanizmaları ile pek çok şeyi anlatmaya çalışırlar. Neyi, ne kadar ve ne şekilde algıladığımız ise farkındalık düzeyimiz ile doğrudan alakalıdır. Fark ettiklerimiz ise bizim sağlık ve hastalık arasında gezinen sağlık seviyemizin doğrusal göstergesidir.

Şimdi gelelim bedenlerimize. Bütünsel ve bireye özel baktığımızda her insanın üç temel bedeni vardır. Bunlar isimlendirilecek olursa Fiziksel, Zihinsel ve Ruhsal bedenlerimiz olarak isimlendirilirler. İşte bu her bir beden kendisinin işaret mekanizmaları ile bilinçte oluşan durumun işaretlerini hissedilen ya da fark edilen şikayetler olarak göstererek bizi uyarırlar.

Şikayetlere bu anlamda baktığımız takdirde şikayetlerimiz bizler için katlanılması zor bir dürüstlük gösteren dostlardır. Bu anlamda bedenlerimiz de ortaya çıkan bütün şikayetler oluşan bilinç durumunu yansıtan birer dosttur ve hastalığın bir göstergesi oldukları için de bütün şikayetler ile barış sağlamak hasta insanın lehinedir. Yani yakınmaları ile barış yapmış bir insan onların ne anlattığını anlar ve bilinçte olan dengesizliği düzeltmeye yönelik adımları atarsa iyileşme yolunda diğer hasta insanlara göre bir adım öne geçmiş olur.

Çok karmaşık oldu ise anlamayı kolaylaştıracak somut bir örnek ile ilerlemek de fayda olduğunu düşünüyorum:

Diyelim ki, diz ağrısından yakınan bir kişi var. Diz ağrısı o kişiye zorlu anlar yaşatarak kişinin dikkatini dizine çekmesine neden olur. Böylece ağrı üzerine düşen görevi yapmaktadır. Kişi elbette bu ağrı ile uğraşmak istemez. Bu yüzden de sürekli kendisini rahatsız eden diz ağrısına karşı savaş açar. Ağrıyı ortadan kaldırmak için ağrı kesici içer. Böylece ağrı ortadan kalkar ve kişi rahat bir şekilde yürümeye başlar. Ancak ağrı ortadan kalkmasına rağmen kişinin bilincindeki yanlış oluşum devam etmektedir ve bu yanlış bilgi dizdeki enflamatuar süreci tetiklemeye veyahut bu sürecin ilerlemesine hala neden olur. Bu ağrı hasta kişiyi ağrı kesici yüzünden artık uyaramaz, ancak hastalık bilgisi dizin degenerasyonunun ilerlemesine sürekli bir şekilde neden olur. Eğer ki kişi bu ağrının sebebinin son dönemlerde yaşadığı stres nedeni olabilecek bir kaygı olduğunu ve ardından gelen endişeli düşüncelerin bir süre sonra bu ağrıyı tetiklediğini fark ederse iyileşmek adına kaygısını azaltacak düşünce dinamiklerini geliştirirse hızlıca iyileşebileceğini de bilir.

Ancak kaygı sarmalına girer, ağrıyı bir şekilde ortadan kaldırırsa, bir de kaygıdan temelli yeme bozukluğu geliştirirse kilo alarak dizine olan ağırlık stresini de artırarak dizindeki yangılı tablonun ilerlemesine bizzat kendisi neden olur ki, bu da hastalıklar ile boğuşmamızın temel sebeplerinde birisidir.

Bu anlamda hastalıklar ile başa çıkmanın temeli bedenlerimizin bize kendince söylediklerini yani şikayetlerimizi anlamaktan geçer. Hekimler bu anlamda bizim yol arkadaşlarımızdır. Onlarla da barışmak ve onları da anlamak iyileşme yolunda bizim işimizi kolaylaştırır.

Sağlık çalışanları ve hastalar iyileşmenin iki temel ayağıdırlar ve iyileşme yolu her ikisinin birlikte ortak hareketleri ile ortaya çıkar. Sonuç bireyden başlayan topluma ilerleyen sosyolojik bir iyilik halidir. Anlayış esastır.

Post a Comment